
Yarın giyindiğim urbayı
yıkamadı benim çamaşırcım:
kendi otilya damarlarında çitilerdi onu,
kalbinden boşalan çağlayanda; ve bugün
sormayacağım kendime, ardımda
bıraktım mı diye adaletsizliğin bulanık çulunu.
Artık sulara inen kimsenin kalmadığı şu saatte,
kılavuz çizgilerimin üzerinde yivleniyor
tüylenmeye duran keten; ve nöbetliğin üzerindeki
onca ne olacak benim bu hâlim eşyası,
hiçbiri bana ait değil artık
başucumda.
Onun iyeliğinde kaldılar,
esmer şefkatiyle perdahlanıp mühürlendiler.
Ah bir bilsem dönecek mi;
bir bilsem, ruhumun çamaşırcısı
hangi yarın girecek
teslim etmeye bana yıkanmış çamaşırlarımı. Hangi yarın girecek
kıvançla, esmer işçi kirazı, elinden geldiğini,
bileğinin yettiğini kanıtlamanın coşkusuyla
—NASIL GÜCÜ YETMESİN Kİ!—
bütün kaosları mavileştirmeye ve ütülemeye.

Kaynakça
Vallejo, C. (1922). Trilce. Talleres Tipográficos de la Penitenciaría.
