İsimlik | kısa öykü

Camın buğusunu avucumla sildiğim sabahların turuncusu köşeye çoktan kurulmuş bulunur. İki sıvanın birleşip bilendiği çıkıntıya kendini katlayıp güneşe gözlerini kısarak, kuyruğunu asa gibi ayaklarına dolayarak beni karşılayışındaki saltanattan ötürü kendi uydurduğum mahalle sözlüğünde İmpamırator adıyla anılır (mır’dan doğup imparatordan kalan, ikisinin tam ortasında miyavlayan). Beyazıysa alt sekide suratına geçmiş kara maskeyle, hangi davaya baktığı seçilemeyen ağırbaşlılıkla çömelip pençesini görünmez tapusunun üstüne koyarak oturduğundan deftere Tapumır künyesiyle kaydolur şeksiz şüphesiz (adları üleştirme huyu, cennetteki her canlıyı tek tek çağırıp sonra tapusuz topunu sokağa attıran çamur ustasından kalma bana).


Tahtlarını çekişe çekişe bölüştükleri duvarın sıvası avuç avuç dökülürken dibine belediyenin sprey tabancasıyla çarpıvermiş yedi haneli çivi yazısı ecel mıhlamış da günden güne soluyor, arkadaki cumbanın çürük korkuluğundan sızan klima suyu taşları yosunlatıyor, kafeste bilmem kaçıncı kuşağın kanaryası kendi cenaze marşını ıslıkla provadan geçiriyor. Salyangoz kabuklarının sedefli eprimişliğini erguvani sırlara bulayan camın ardında televizyon ışığı titremekte mavi mavi. Yaşlı öksürükler sabaha yetişmeye uğraşıyor, bitişik pencereden silkelenen sofra bezinin kırıntıları yamacın iki külhanına sadaka gibi serpiliyor, gazelini dökmüş dalların arasına takılı sarı pırıltılarsa mevsimin ilk kandillerini yakmaya yeltenip yarı yolda cayıyor.

Güneş yamaç boyunca sürüklenip İmpamırator’un avuç içi kadar tahtını ısıttıkça Tapumır karnını taşa sürüye sürüye köşeye doğru süzüldü. Kuyruk uçları soru imleri gibi titrerken, kıpırtısız bakışmalarının orta yerinde çıplak dalların gölgesi ikisinin sırtına ince ince ızgara çizerken, duvar dibine ölçüm tekerleğini takırdata takırdata dadanan tulumlu adam (boynunda kuleyi biçen şerit, suratında Bāb-ili’nin kurumuş zifti, deftere Enkazade diye düşülecek) köşeyi karışlayınca parmağım buğuya yapıştı, yamacın iki tüylü saltanatı taştan dökülüp duldalara sıvıştı, İmpamırator’un sarı gözünde gölge son kez kırılıp söndü. Adam sıvaya varsıllığın sonunu kazıdı: RİSKLİ YAPI.


Defteri kapatıp kapıma vardığımda zilin yanındaki isimliğe uzandı parmağım: mahalleye tantanalı ünvanlar sebil edenin kendi hanesini yıllardır boş bıraktığı pirinç levhaya, macunun çatlağından birbirlerine körpe isimler dağıtarak göçen karıncaların cilalı boşluğuna, kuyruklarından damlayan eriyiğin pirinci oyup infaz sayısının soluşuna inat başharfimi kabarttığı, vaktiyle adını bu yakıcı damlaya ödünç vermiş, karşılığında şecere çivisini levhaya kazıyan minik kimyagerlerin sabah seferine dokundum. Tırnağımı asidin oyduğu çatlağa bastırdım, kanımın ilk damlası soyadımın oyuğuna sızdı. Tanrı Kapısı’na durdum. Dönencesi Oğlak. Zili çaldım. Pilli kuş sesleri. Dalların dibinden iki kulak dikildi.

Samet Polat

Bu sitede sunulan metin, fotoğraf ve benzeri tüm materyaller, yazarının özgün çalışması ve mülkiyetindedir; bu sebeple sahibinden yazılı onay alınmadan başka bir mecrada bütünüyle yayımlanması veya kullanılması mümkün değildir. İçeriklerden bir bölümün alıntılanması ise yalnızca, kaynağın açıkça belirtilmesi ve orijinal sayfaya aktif bir internet bağlantısı (link) verilmesi koşuluyla mümkündür. Kaynak gösterilmeksizin yapılan her türlü alıntı, izinsiz kullanım olarak kabul edilir ve yapılan alıntıların eserin bütününün yerini tutacak kapsamda olmamasına dikkat edilmelidir.